İbretlik Olmayan Ömürler- Branko Milanovic

Nisan 12, 2020

Yazar: Branko Milanovic
Ceviri: Fatih Kansoy

Son zamanlarda hasbelkader birkaç çağdaş iktisatçının kısa hayat hikayelerini okudum. Beni en çok sarsan şey (entelektüel) fakirlikleri oldu. Ömürler özgeçmiş(CV) gibi görünüyordu. İşin aslı özgeçmişleri ve ömürleri arasında çok da bir fark yoktu (nacizane anladığım kadarıyla).

Ömürler (ya da siz CV’ler diyebilirsiniz) tipik olarak hep şu şablonu takip ediyordu. Gayet prestijli bir üniversiteyi sınıfının en iyi derecesini yaparak mezun oldu; benzer kalitede birçok üniversiteden teklif aldı; X üniversitesinde yardımcı doçent olarak işe başladı; Y üniversitesinde doçent olup kadrosunu garantiledi (tenured); Z konusu üzerine şu önemli makaleyi yazdı. Diğer başka önemli makaleyi daha yazdı. Sonra bir kitap yazdı. Daha da sonra… böyle devam ediyordu. Tek bir kalıp oluşturabilir ve yazarın adını, makalelerin başlıklarını değiştirerek yani her biri için bir takım tarih isim gibi ufak tefek değişiklikleri yaparak ömürleri bu CV kalıbına yerleştirebilirsiniz.

Hep merak etmişimdir, nasıl olur da ömrünün büyük bir kısmını en fazla iki dil bilgisi ile toplam bir veya iki ülkede geçiren, sadece tek bir dildeki literatürü okuyup, ve sadece bir kampüsten diğerine seyahat edip böylesi sıkıcı hayatlara sahip olan insanların nasıl olurda hayat adına, örneğin, yolsuzluk, mücadeleler, çatışmalar, savaşlar, ihanetler ve düzenbazlıklar gibi sosyal bilimlerin konusu olan şeyler hakkında söyleyecek anlamlı şeyleri olabilir? Tamam, fizikçi veya kimyager olsalar bu çok önem arz etmezdi. Zira, atomların nasıl hareket ettiklerini anlamak için sıradan olmayan bir yaşam sürdürmek elzem değil ve fakat insanlığın değişimini ve hareketlerinin ardındakileri anlamak için böylesi bir yaşama ihtiyacın var.

Böylesi sıkıcı bir yaşama sahip olup birinci sınıf bir sosyal bilimci olabilir misiniz? Bir dereceye kadar muhtemelen evet. Çok zeki biri olabilir ve insanların belirli koşullarda nasıl hareket ettiklerini anlayabilirsiniz, ki bu koşullara dair sizin veya yakın tanıdıklarınızın bir tecrübesi olmasa bile bunu yapabilirsiniz. Bunun imkansız olduğunu söyleyemem. Ancak, bence bu çok muhtemel değil zira insanın doğası gereği, ne kadar zeki olursak olalım, bazı şeyleri anlamak veya onlara farklı ve yeni bir açıdan bakabilmek için o problemlerle bizatihi bizim yüz yüze gelmemiz gerekir. Bana öyle geliyor ki bunu hepimiz kendi hayatımızda yaşamışızdır. Teorik olarak karşılaştığımız bir probleme dair makul ve tutarlı çok mükemmel cevaplar verebilir ve dahi tüm seçeneklere açıklama getirebiliriz. Fakat öte yandan, aynı problemi bizatihi kendi yaşamımızda deneyimlediğimizde bu çok mükemmelmiş gibi görünen çözümün aslında sadece kısmi olarak işe yaradığını hızlıca öğrenmiş olacağız. Bu tarz soyut tecrübi durumlarda aslında birçok farklı ve ikincil sorunu ve dahi birçok koşul ve kısıtı dikkate almada başasırız olduğumuzu, görmezden geldiğimizi ve hatta bu noktaları hayal bile etmediğimizi görmüşüzdür.

Düzenli ve sıkıcı hayatlar, zengin ve düzenli toplumların bir ayrıcalığıdır. Hepimiz (25 yaşımızdayken farklı düşünmüş olabiliriz) böylesi bir yaşam sürdürmeyi hayal ediyoruz. Ancak bunlar çok sınırlı yaşamlardır: tecrübe edebildiğimiz duygu ve seçimler ancak dar bir çeşitliliktedir. Sosyal bilimlerde kendimize öğretmen olarak bir noktaya dikkatleri celb etmek için zehir içmek zorunda kalan (Sokrates), veya hapse atılıp işkence gören (Machiavelli), yahut millet meclisi emriyle infaz edilen (Condorcet) ya da totaliter rejimler tarafından sürgün edilip öldürülen (Kondratieff) veyahut devlet yöneticilerinden kaçmak zorunda kalıp kendilerini yeniden keşfetmiş (Marx), veya sıradışı ve kışkırtıcı siyasete yönelen (Weber), ya da farklı dil ve kıtaya göç eden (Schumpeter, Hayek, Kuznets, Leontieff) yahut yasak zevklerin heyecanını yaşamak isteyen(Keynes) insanlara sahip olmak isteyebiliriz.

Amma velakin, eğer hayatımız bir CV’den ibaretse, insanoğlunun tercih ve doğasını anlayabilir miyiz? Ki bunu anlamak seçkin bir sosyal bilimci olmanın ön koşuludur. Bu soruyu sorarak aslında düzenli ve zengin toplumlardaki efendi bireylerin sosyal bilimlerde tam anlamıyla çığır açabilecek şeyler üretip üretemeyeceklerini sormuyor muyuz? Yahut bu dersler sadece sınırları düzenli ve zengin toplumlar ve düzenli ve sıkıcı insanlarla çizilmişlere kalıp dünyanın geri kalanına aktarılmayacak mı? Bir başka ifadeyle, biz de Plutarch gibi şu soruyu soruyoruz: sosyal bilimlerin azameti için ibretlik yaşamlara mı ihtiyacımız var?

Comments are closed.